Evlilik Ve Ruh Sağlığı

0
1041
Evlilik Ve Ruh Sağlığı

Evliliğin iki kişi arasında yarattığı bağlar yetişkinlik yıllarının ruh sağlığı yönünden çok önemlidir. Evlilikte hayal kırıklığına uğramış, beklediği saadeti bulamamış olanlar, bilinçli ve çokluk bilinçsiz sebepler yüzünden ahenkli bir aile hayatı yaratamazlar. Her gün durmadan birbirleriyle çekişen ve kavıga eden karı koca için aile hayatı sonsuz üzüntü ve gerginlikleriri kaynağı olur. Bu durum birçok hallerde ayrılma ve boşanmalara sebep olur. Ayrıca evlilik hayatının gereklerine uymayan ve burada beklediğini bulamayanlar arasında, bir kurtuluş mekanizması olarak sinir ve ruh bozukluklarının geliştiğine de tesadüf olunmaktadır.

Evlilik Ve Ruh Sağlığı

Bundan başka evlilik hayatının uyma güçlükleri ve geçimsizlikleri aile içindeki çocuklar üzerinde daha yıkıcı bir etki yapmaktadır. Çocuğun gelişmekte olan kişiliğinin akibetini geniş ölçüde tayin eden anababa arasındaki bağlar ve bunlann yarattrğı hissi aile atmosferidir. Çocuklardaki suç ve cürüm, fuhuş, çeşitli kişilik sakatlıklarını inceleyenler, karı koca geçimsizliklerinin, boşanma, ayrılık gibi durumlarını, bunları doğurmakta öteki etmenlerden daha etkili olduklannı bulmuşlardır.

Bu yüzden, gerek karı ve kocanın ve gerekse çocuklarının ruh sağlığını korumak için aile kurumu ve karı koca bağları üzerinde durmak tabiidir.

Karı koca anlaşmazlıklarını aşırı münakaşa ve kavgalar, yahut da mahkeme yoluyla çözmeye girişmekle kurucu bir sonuç elde edilemiyeceği anlaşılmıştır. Bu evlilik hayatına uyma güçlüklerinin. birçok hallerden karı ve kocanın bilinçli olmadıkları ruhsal ve maddi sebepleri vardır. Eğer bir uzman bu bağları inceler, güçlüğün kaynaklarını bulur, karı koca bağlarını yeniden kurmak için onlara yardım edebilirse, ailenin daha sağlıklı bir temel üzerine kurulması ve felaketle neticelerıebilecek gerginliklerin önlenmesi mümkün olabilir.

İşte ruh sağlığı ve evlilik bağlarına karşı ilgili kurumların gösterdiği bu yakınlıktan iki yeni akım doğmaktadır. Bunlardan birincisi evlenme ve eş seçme işini tesadüfleriri ve göz kamaştıran duygu ve heyecanların elinden kurtararak daha sağlam temellere bağlamaktır. İkincisi ise, karı koca arasında geçimve ahenk eksikliğinin ruhsal ve sosyal sebeplerini inceleyerek, mutlu olabilmelerine yardım etmektir. Birinci akımla ilgili olarak, birbirleriyle evlenmeyi tasarlayan çiftler iyi bir aile meydana getirip getiremiyeceklerini anlamak üzere ruhbilimci ve evlenme danışmanlarına, psikiyatr’lara başvurmaya başlamışlardır. Bu uzmanlar genç kız ve erkeğin kişilik özelliklerini, ilgilerini, mizaç ve sosyal geçmişlerini, zeka durumlarını, tahsillerini, aile ve genelolarak hayat hakkındaki ülkü ve ümitlerini inceledikten sonra, evlilik hayatında mesut olup olamıyacakları hakkında tavsiyelerde bulunmaktadırlar. Tabil binlerce yıllık aile kurma geleneklerimiz karşısında henüz pek yeni olan bu hareket, ancak merakla ve gülümsenerek okunacak bir gazete havadisi gibi gözükmektedir. Fakat gazetelerin meraklı olaylar sütununda okuduğumuz bu haberler geleceğin yolunu işaret etmektedir.

İkinci akımla ilgili olarak da karı-kocanın geçimsizlik ve anlaşmazlıklarını çözrnek için mahkeme yolunu tutmadan önce, güvenilir bir psikiyatrın tavsiyelerine başvurmaya giriştiklerini görüyoruz. Bu uzman, karı ve kocanın kişilikleri ve aralarındaki güçlükleriri ruhi ve patolojik sebeplerini inceledikten sonra, çıkar yol hakkında tavsiyelerde bulunmakta geçimsizlik ve anlaşmazlığın gerçek sebeplerini onlara açıklamaktadır. Birçok hallerde bu incelemeler karı kocaya yeni bir aile anlayışı kazandırmakta ve geçimi kolaylaştırmaktadır.

Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında klasik aile yapısı ve düzenine karşı çeşitli yönlerden çeşitli tepkiler ve eleştiriler geliştirilmiştir. Bu tepki ve eleştirilerin bir kısmı belirli politik doktrinlerce körüklenip yürütülmektedir. Bir kısmı da bazı ruhbilimci ve toplumbilimcilerin bazı sınırlı belirtileri yorumlayışlan ile ilgilidir. Bunların ortakcıl inancı’ şudur :

Klasik aile, kurumu ve düzeni, modern uyıgarlık koşulları içinde önemini ve etkisini yitirmiştir. Hızla çöküp yok olma yolundadır. Ayrıca insanın doğal özellik ve ihtiyaçlarına da aykırıdır.

Bu akımların etkisi altında yer, yer aşırı ve şaşırtıcı bazı denemelere de girişilmiştir. Bunlardan ilginç olan birisi İsrail kibutzları ile bazı sosyalist ülkelerin kommünlerinde denenmiştir. Buralarda aile biriminin sınırını belirleyen ve anababa, çocuk ilişkilerini ve etkileşimlerini oluşturan «aile meskeni» ortadan kaldırılmıştır. Evliler ya kendilerine ayrılan münferit odalarda yaşamakta, toplu olarak yemek yemekte ve boş vakitlerini bir arada geçirmektedir. Yahut, bazı aşırı uygulamalarda olduğu gibi, erkekler bir koğuşta, kadınlarsa ayrı bir koğuşta yaşamaktadırlar. Çocuklarsa doğdukları günden itibaren kibutz ya da kommünün «yuva, anaokulu, ilk ve ortaokullarında» yatılı olarak yetiştirilmektedir.

Bu uygulamaların geçen çeyrek yüzyıl içinde kendi içinde geçirdikleri değişmeler, insanın doğal, eğilimlerine ne kadar aykırı düştüğünü göstermeye yeter. Böyle bir ortamda kadın erkek ilişkileri hiç bir anlamda doyurucu olmadığı gibi, ana baba ilişkilerinden uzaklaştınlarak eğitilen çocukların gelişimi de ruhsallığına aykırı yönlere dönüşmüştür.

Yetişkinlerde sürekli ve kişisel duygu ilişkilerinin kurulamadığı böyle’ bir ortamda yetişenlerin önemli uyum ve gelişim sorunlan ortaya koyduğu görülmüştür. Böylece sağlıklı gelişimin ancak ana ve babanın oluşturduğu bir aile birimi ve atmosferi içinde gerçekleşebileceği anlaşılmıştır.

Deneme evlilikleri, grup evlilikleri ve benzeri sınırlı denemeleri geleceğin aile tipi olarak göstermeye ve görmeye heveslerrenlere çeşitli araştırmalar, görüşlerini boşa çıkarmıştır. ABD üniversite gençlerinden oluşan kapsamlı bir örnekleşme uygulanan ankette klasik ve geleneksel aile kurumu yaygın olarak benimsenen bir sosyal ülkü olarak durumunu korumuştur. Bu sonuç aşın bazı inanç ve uygulamaların yaygınlaşan gelişmeler olmaktan çok uyumsuzluk belirtileri sayılması gerektiğini göstermektedir. Geleneksel aile kurumu ruhsallığını geliştirme ve gerçekleştirmenin bugün de başta gelen kaynağı olmakta devam etmektedir.

Buraya kadar kısaca gözden geçirdiğimiz gelişmeler, ruh sağlığını koruma işinin kendine, insan hayatının beşikten mezara kadar hemen hemen bütün yön ve aşamalarını çalışma alanı olarak kabul ettiğini göstermektedir. Bu durum, ruh sağlığının bir defada kazanılan ve hayat sonuna kadar korunabilen bir şey olmadığını göstermektedir. Hayat ve yaşama şartlan durmadan değişmektedir. İnsan da bu değişen şartlara durmadan uymak zorundadır. Hayat süresinin bir kısmında bu uyma işini başarabilen bir kişi, başka bir kısmında kendi başına çözemeyeceği güçlükler karşısında sarsılmak şu veya bu şekilde hastalıklı bir uyma mekanizması geliştirmek zorunda kalabilir. Böylece de bir zamanlar normal ve sağlıklı olan bir kişilik bu durumlarca ruhsal güçlükler geliştirilebilir. Bu yüzden de ruh sağlığı koruma kurullarına düşen şey ona  hayatının bütün aşamalarında yardım edip yol göstermektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here