Borçlar Hukuku

0
951

Borçlar Hukuku, medeni hukukun, kişiler arasında kurulan çeşitli borç ilişkilerini ve bu ilişkilerden doğan alacak haklarıyla borçları düzenleyen bölümü. Türk hukukunda, borç ilişkilerinin Medeni Kanun’dan ayrı bir Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olması, yalnızca biçimsel bir ayrılığı yansıtmakta ve tarihsel bir nedene dayanmaktadır: Türk Medeni Kanunu v.e Borçlar Kanunu, ısviçre’den alınmıştır. ısviçre’de ise bu iki yasa ayrı zamanlarda yapılmıştır. Fransız, Alman ve ıtalyan hukuk sistemlerinde böyle bir ayrılık yoktur.

Türkiye’nin de içinde bulunduğu kara Avrupa’sı hukuk sistemlerinde borçlar yasasının içerdiği konular ve hukuk kurumları hemen hemen aynıdır. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi, İngiliz hukuku dışında, Avrupa hukuk çevrelerinden hiçbiri doğrudan ya da dolaylı olarak Roma hukukunun etkisinden kurtulamamıştır. Roma İmparatorluğu’nun işgal ettiği ülkelerin az gelişmiş hukuk sistemleri kolayca Roma hukukunun etkisi altına girmiştir. Özellikle kapitalist ekonominin başlangıcında Roma hukukunun borçlara ilişkin bölümünün geniş, sistemli ve akılcı bir biçimde geliştirilmesi bu etkiyi pekiştirmiştir. Ikincisi, borçlar hukuku siyasal değişmelerden en az etkilenen bir hukuk dalıdır. Borçlar hukukunu en çok etkileyen, ekonomik ilişkilerin gelişmesidir. Toplum yaşamının bu maddi öğesi ise, uluslararası bir nitelik taşıdığından, hemen her yerde aşağı yukarı aynı yönde gelişir; borçlar hukuku da bu gelişmeye ayak uydurmak zorundadır.

Liberal ekonominin borçlar hukuku alanında yarattığı irade serbestliği ve buna dayanan sözleşme özgürlüğü, ekonomik bakımdan güçlü olan kişi ve grupların güçsüz olanları ezmesi ve sömürmesine olanak verdiğinden, zamanla çeşitli eleştirilere uğradı. 19. yüzyılın sonunda başlayan ve günümüzde gelişmiş bir düzeye varan toplumsal düşünce ve eğilimler borçlar hukukuna değişik bir kimlik kazandırdı. Böylece ekonomik bakımdan zayıf olanların, güçlü olanlar karşısında korunmasına yönelik birtakım düzenlemeler borçlar hukukunda da yer almaya başladı. Sözleşme özgürlüğünün genel ahlak ve adap, kamu yararı, kişilik hakları gibi kavramlarla sınırlandırılması, birçok durumda sözleşme yapma zorunluluğunun kabul edilmesi, bazı durumlarda da sözleşme yasağının konması, bir kimsenin aidatılarak ya da ekonomik güçlüklerinden yararlanılarak borç altına sokulmasının geçersiz sayılması, mahkemelerin bazı durumlarda sözleşmeye müdahale ederek zayıf taraf lehine sözleşmenin hükümlerini değiştirebilmesi, haksız eylemler konusunda tümüyle bireyci bir hukuk görüşünün ürünü olan “kusur ilkesinden” yavaş yavaş kusur karinesine ve hatta kusursuz sorumluluk kuramına geçilmesi, borçlar hukuku alanında bu toplumsal eğilimlerin gelişme yönünü gösterir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here